Sanat & Kültür
Bir Parkı Paylaşmak: Sonsbeek 2026'da Hafıza ve Ait Olma
Avrupa'nın en eski açık hava sanat fuarı Sonsbeek, bu yıl Arnhem'daki parkı bir arşiv, bir tartışma zemini ve bir ritüel sahası olarak yeniden kuruyor.

Park Sonsbeek, 1949'dan bu yana periyodik aralıklarla bir sanat fuarına sahne oluyor — müzeler olmadan, çatı olmadan, biletli bir kapısı pek olmadan. Arnhem'in bu büyük kamusal bahçesi sanatla kaplı olduğunda şehrin geri kalanı da başka türlü görünür: sokak köşeleri, fabrika binaları, dini mekânlar fuara katılır. Bu yapı, Avrupa'nın başka büyük bienallerinden farklı bir şeyi ima eder — sanat beyaz küpten önce toprağa, insana, oraya geçer.
2026 edisyonu 2 Temmuz'da başladı; 11 Ekim'de kapanacak. Küratörler Amira Gad ve Christina Li, başlık olarak Arnhem'in yerel kolektifinden aldıkları bir ifadeyi seçti: 'Ik hoef geen tuin, ik deel een park' — 'Bir bahçeye ihtiyacım yok, bir parkı paylaşıyorum.' Türkçeye bu kadar pürüzsüz geçmez ama kastedilen şey nettir: özel alan değil, ortak zemin. Sahiplik değil, birliktelik. Bahçe bireysel hafızanın sembolüdür; park ise müzakere gerektiren bir uzlaşıdır.
Hafızayı Kim Taşır
Bu yılki Sonsbeek'in merkezi sorusu hafıza — ama duygusal arşiv anlamında değil. Gad ve Li'nin kurguladığı çerçevede hafıza; silinmeye direnen, miras yoluyla aktarılan ve her şeyden önemlisi tartışmalı olan bir şeydir. Hangi hafızanın kamusal alana hakkı var? Kim neyi hatırlatıyor, kim neyi örter? Park bu soruyu fiziksel olarak somutlaştıran bir zemin: düz yolları var, eğimli alanları var, gölgeli köşeleri var — her biri farklı türden bir anlatıyı barındırabilir.
Açılış programından iki iş, bu çerçeveyi doğrudan test etti. Jota Mombaça, ArtEZ Müzik Akademisi öğrencilerinden oluşan bir koroyla 'the long language (Spiral)' adlı bir performans sundu. Mombaça'nın pratiği — kırılgan, politik, bedeni ve sesi birlikte işleyen — bir fuarın açılış programında beklenmedik bir yoğunluk bıraktı. Mounira Al Solh ise 'And Europa fled' başlıklı çalışmasında bir alayı ve ardından tabbouleh piknigini bir araya getirdi. Yemek, hareket ve kolektif beden olarak kamusal alan: bu üçlü, Sonsbeek'in sahneleri içinde en direkt konuşan buydu.
Sonsbeek'in uzun tarihinde yer alan isimler düşünüldüğünde — Richard Serra, Bruce Nauman, Yoko Ono — günümüz edisyonunun birikim üzerine değil sürekli bozuma uğrayan ve yeniden şekillenen hafıza üzerine kurulması anlamlı bir kayma. Büyük anıtsal heykelin yerinde artık gövde, ses, geçicilik var. Bu fuar formatının kendi evrimiyle de örtüşüyor: Sonsbeek kalıcı olmayı hedeflemiyor — burada açılan bir yapıt parkı terk ederken çoğu zaman onu da bırakıyor.
Park ile Kurum Arasındaki Gerginlik
Ama bu edisyonun basitçe kutlanmasına imkân tanımayan bir gerginlik de var. Küratörler hafızanın tartışmalı olduğunu söylüyor; ama bir fuarın kendi kurumsal varlığı da hafızayı belirler. Hangi sanatçının davet edileceği, hangi yapıtın 'kamusal alana uygun' sayılacağı, destekçilerin hangi bağlamlara ağırlık vereceği — bunların tümü seçimdir. Sonsbeek'in bu yıl bu gerilimi tanıyıp tanımadığı, 11 Ekim'e kadar yanıt bulabilecek bir soru. Şimdilik fuar sahnesi büyük ölçüde farklı ve doğru ellerde görünüyor.
Açılış haftasındaki deneyimlere göre Park Sonsbeek'in büyük çınarları, çim yamaçları ve su kenarları yapıtların bir parçası olarak işliyor — bir galeri salonunun tarafsız duvarının aksine, dış mekân kendi sesini getirir. Yağmur başlarsa bir performans değişir; güneş sertleşirse seyirci dağılır. Bu öngörülemezlik, sanat kurumlarının kontrol etmeye çalıştığı her şeyin tersidir. Sonsbeek'i bu yüzden takip etmeye değer: sadece hangi yapıtlar var diye değil, bu yapıtların nerede durduğu ve parkla ne tür bir müzakereye girdiğini görmek için.
Arnhem, İkinci Dünya Savaşı'ndaki 'Market Garden' harekâtıyla hafızada iz bırakmış bir şehir. Park Sonsbeek, o tarihin fiziksel çevresinde yer alıyor. Gad ve Li'nin hafıza teması bu coğrafi arka plana sessizce yaslanıyor — ama açıkça söylemeden. Belki de bu doğru yaklaşım. Tarihsel ağırlığı dekor olarak kullanmak yerine zemin olarak bırakmak, izleyiciye bir katman bırakıyor. Bir parkı paylaşmak, onunla birlikte hatırlamayı da kapsar.