VesantheStil, kültür ve iyi yaşam
DerlemelerBülten

Sanat & Kültür

Manifesta 16 Ruhr: Bu Bir Kilise Değil

Avrupa'nın göçmen bienali Ruhr'un terk edilmiş kiliselerini devraldı. Mona Hatoum ve Luc Tuymans dahil 106 sanatçı, yıkılmış cemaat mekânlarında soruyor: Bir ibadet yeri boşaldığında yerine ne geçer?

· Sanat & Kültür Editörü · · 2 dk okuma
Ruhr'daki terk edilmiş bir kilisede çağdaş sanat yerleştirmesi — Manifesta 16

Bienaller genellikle şehirlerin vitrininde açılır: yeni kültür merkezi, restore edilmiş liman, ışıl ışıl pavyon dizisi. Manifesta 16 ise 21 Haziran'da tam tersini denedi. Duisburg, Essen, Bochum ve Gelsenkirchen'daki on iki kilise — çoğu on yıldır kapalı, bir kısmı kömür madencilerinin çocuklarına dini eğitim vermek amacıyla inşa edilmiş 1950'ler yapıları — bu seferlik sanat mekânına dönüştü. Başlık da kimseyi şaşırtmadı: 'This Is Not a Church.'

Adı alıntı Magritte'ten, ama sorusu Ruhr'a özgü. Bölge, çelik ve kömür endüstrisinin çöküşüyle birlikte kitle halinde din değiştirdi ya da vazgeçti; onlarca kilise cemaatsiz kaldı. Mimar ve kent plancısı Josep Bohigas bu bienali üstlenirken Barcelona'nın 'süperbloklar' deneyimini sırt çantasında taşıdı: kamusal alan, bütçenin değil kullanımın eseridir. O çerçeveden bakılınca, cemaatsiz kalan bu yapılara kim sahip çıkacak sorusu hem kentsel hem kültürel bir mesele.

Küratöryel ekip — Anda Rottenberg ve Krzysztof Kościuczuk önderliğinde — on iki kiliseye 106 sanatçıdan işler yerleştirdi. Yarıdan fazlası mekân için üretildi; yani bir depoda bekleyen iş değil, kilise nişine, sütuna, ses bölgelerine göre hesaplanmış çalışmalar. Mona Hatoum Essen'daki St. Gertrud Kilisesi'nde, Luc Tuymans ise Bochum'daki Christ-König'de. Hatoum'un Ruhr'daki varlığı şaşırtmıyor: onun sanatı zaten coğrafi yersizliğin, beden ile alan arasındaki gerilimin peşinde. Kilise duvarları bu sımarcalıkla nasıl konuşur, görmek gerek.

Bienal formatına bakıldığında Manifesta'nın yapısal farklılığı bir kez daha öne çıkıyor. Venedik gibi sabit bir coğrafyası yok; her seferinde Avrupa'nın farklı bir noktasına konup orayı kendi tarihiyle yüzleştiriyor. Bu sefer çoklu kent yapısı var: tek bir şehir değil, dört şehirde dağılmış bir bienal. Nitekim Manifesta 16, tüm bienalin tek bir metropolde değil çok merkezli bir metropol bölgesinde konuşlanması bakımından serinin ilki.

Buradaki asıl soru siyasi. Kiliselerin dönüştürülmesi sembolik bir jest mi, yoksa kalıcı bir kentsel işlev değişikliğinin habercisi mi? 'This Is Not a Church' başlığı bunu kasıtla belirsiz bırakıyor. Magritte'in borusu bir boru değil ama yine de boru; kilise artık kilise işlevi görmüyor ama yapı duruyor, çan kulesi duruyor, pencerelerdeki ışık oyunu duruyor. Sanat bunu geçici olarak dolduruyor, Ekim başında sergiler kapanıyor, binalar yeniden boş kalacak — ya da kalmayacak.

Türkiye'den bakılınca bu tartışmanın ayrı bir ağırlığı var. Biz de ibadetten arındırılmış mekânların ne olacağını tartışıyoruz; Müze'den Camiye, sonra tekrar başka bir şeye dönüşen yapılar bilincimizin ortasında duruyor. Ruhr bu dönüşümü sanatın filtresiyle deniyor. İyi niyetli bir çözüm mü, yoksa bölgede gerçek bir sürdürülebilir kültürel altyapı olmadan bienal gelip gidecek mi — bu, Ekim'e kadar cevap verilmeyecek soru.

Manifesta 16, 4 Ekim'e kadar açık. Ruhr bienleri tarihinde site-specific üretimin bu ölçekte kullanılması, sergi süresinin bitiminden sonra yapıların ne olacağını daha da kritik kılıyor. Küratöryel ekip, yerleştirilen işlerin bir kısmının binalara kalıcı olarak bırakılacağı konusunda konuşuyor. Bu gerçekleşirse sanat, o eski kiliselerin yeni kimliğinin bir parçası olur — geçici ziyaret değil, mekânın belleğine işlenen bir iz.

  • manifesta
  • çağdaş-sanat
  • bienal
  • mimari