Sanat & Kültür
Booker 2026 Uzun Listesi: İki Eski Ödüllü, Bir Yargı Anı
İngiltere'nin en köklü edebiyat ödülünün bu yılki uzun listesi 163 başvurudan 13'e indirildi. Douglas Stuart ve Marlon James aynı listede. Bir jüri Mary Beard başkanlığında, Jarvis Cocker'ın eşliğinde. Ve hâlâ aynı soru: roman neden okunur?

Booker Ödülü uzun listesi her yıl Temmuz'un son haftasında açıklanır ve her yıl aynı anı üretir: kim var, kim yok, kim sürpriz. Bu yıl listede 163 başvurudan seçilen 13 roman var. Mary Beard'ın başkanlık ettiği jüri, şair Raymond Antrobus, müzisyen ve yazar Jarvis Cocker, editör ve yazar Rebecca Liu ve romancı Patricia Lockwood'dan oluşuyor — Lockwood, 2021'de bu ödüle aday gösterilmişti. İsimler zaten bir şey anlatıyor: edebiyat kurumunun içinden bir yargı, ama müzik ve şiirden gelen seslerle.
Listede iki eski ödüllü var. Douglas Stuart, 2020'de Shuggie Bain ile kazandı. Yeni romanı John of John, onu tanıdık topraklara — İskoçya'ya — ama bu sefer Hebrid adalarına, Lewis ve Harris'e taşıyor. Marlon James ise 2015'te A Brief History of Seven Killings ile birinci olmuştu. The Disappearers, 1980'lerin Jamaika'sında eşcinsel bir adamın öldürülmesini ve bu cinayetin ardından akan trajedileri izliyor. Elizabeth Strout üçüncü kez aday; The Things We Never Say. Ayrıca Chloe Aridjis'in The Shadow of the Object'i ve M. John Harrison'ın The End of Everything'i de listede.
Strout, James ve Stuart'ın aynı listede buluşması ilginç bir iç gerilim yaratıyor. Üçü de ödüle zaten tanıdık; ödül onlara değil, onlar ödüle anlam katıyor. Ama bu tablo aynı zamanda Booker'ın büyük isimlere yaslanma refleksini de gözler önüne seriyor — uzun listede debüt romancılar var ama dikkatler bu üç ismin üzerinde toplanıyor. Bir ödülün kurumsal ağırlığı, onun seçim mekanizmasının önüne geçtiğinde, listeden çok o isimlerin yarattığı algı konuşuluyor. Booker bu sorunu her sezon yaşıyor ve her sezon yanıtını erteliyor.
Benim için asıl ilgi çekici olan, jürinin bu yılki kompozisyonundan çıkan ima. Mary Beard, Antik Yunan ve Roma üzerine çalışan, akademi ile geniş okur kitlesi arasında nadir bulunan köprülerden biri. Jarvis Cocker ise Pulp'ın genel saç kesimi hikayeleri anlatan bir müzisyen değil — söz yazarlığı boyunca sınıf, beden ve İngiliz taşra hayatını işledi. Bu iki ismin bir edebiyat jürisinde buluşması, romanın geniş kültürel alana sızdırılma isteğini gösteriyor. Cocker'ın kurgusal anlatıya bakışı, edebiyat eleştirmeninin reflekslerinden farklı çalışır — bu bazen zenginleştirir, bazen körleştirir. Kasım'da kimin kazandığına bakıldığında bu jüri bileşiminin etkisi okunabilir hale gelecek.
Marlon James'in The Disappearers'ı bu bağlamda ayrı durduruyor. 1980'ler Jamaika'sı, eşcinsel bir adam, cinayet ve ardından gelen çöküş — bu kurgu, hem tarihin hem de kimliğin eş zamanlı yükünü taşıyor. James önceki kitabında büyük bir kalabalık içinde siyasi şiddetin nasıl örgütlendiğini göstermişti; burada odağı daraltıp daha derinden iniyor gibi görünüyor. Bunu henüz okumadım — ama konu olarak aldığı dönem ve konum, hâlâ yazılmamış bir tarihin içine giriyor.
Douglas Stuart'ın John of John'u ise Hebrid adalarına taşınan Stuart dünyasının ne getireceği sorusunu açıyor. Shuggie Bain, Glasgow'un sanayi sonrası çöküşünü ve annenin içkiyle boğuşmasını çocuğun perspektifinden yazdı; o bakış açısının yarattığı dayanılmaz yakınlık kitabın taşıyıcısıydı. Yeni coğrafya ne sunuyor — izolasyon mu, topluluk mu, kayıp mı? Başlık, ismin kendisini tekrarlaması, bir kimlik sorusunu öne çıkarıyor. Bu kasıtlı bir tuzak da olabilir.
Shortlist 22 Eylül'de açıklanacak, kazanan 9 Kasım'da belirleniyor. Bu sürede 13 roman arasındaki tartışma, kim kazanır sorusunun önüne geçemezse Booker yine kaybeder. Ödülün gerçek işlevi, roman tartışmasını bir takvim yılında en az birkaç ay canlı tutmak; kazanan adın üstüne basın bülteninde kalan bir bilgiye değil, bir kitap rafına gitmesini sağlamak. Mary Beard'ın bu denklemi ne kadar iyi kurduğunu Kasım'da göreceğiz.
Bir not daha — ve bu benim için kişisel bir yer: Booker uzun listesinin her yıl ürettiği tartışmalar, erkek okurun kurgudan uzak durma meselesini de dolaylı yoldan sınıyor. James, Stuart ve Harrison'ın bir arada bulunduğu listeye bakıldığında, hem sınıf hem kimlik hem de varoluşsal şiddetle yüzleşen romanların ağırlık taşıdığı görülüyor. Bu kitapları okumak empati değil, pratik — başka birinin içinden geçtiğinizde dünya farklı görünüyor. Jürinin 9 Kasım'da seçeceği roman, hangi cümlenin o pratiği en iyi taşıdığını söyleyecek.