Sanat & Kültür
Booker 2026: Uzun Listede Bir Türk-Amerikalı Debut
Bu yılın Booker Ödülü uzun listesinde on üç roman var; çoğu eski tanıdık. Ama listedeki en tuhaf ve en umut verici olanı, bir Türk-Amerikalı yazarın dairesi içinde beliren hapis hücresi.

Her yıl Temmuz sonunda aynı ritüel: on üç roman, Booker jürisinin ağzında. Sonra uzun liste sızıyor ya da duyuruluyor, okurlar tanıdık adları tarıyor, edebiyat dünyası sessizce bir sıralama yapmaya başlıyor. Bu yıl 28 Temmuz'da açıklanan listenin içinden beni durduran isim ne Stuart ne James. Kenan Orhan.
163 başvurudan seçilen 13 roman arasında üç tane debut var: Kenan Orhan'ın The Renovation'ı, Djamel White'ın All Them Dogs'u ve Rebecca Perry'nin May We Feed the King'i. Her Booker döngüsü debütleri hem kutlar hem de bir ölçüde kenarda tutar — uzun listenin güvenli bölgesi hâlâ ödül madalyalılarına ait. Douglas Stuart 2020'de Shuggie Bain'le, Marlon James 2015'te A Brief History of Seven Killings'le jüriyi ikna etmişti. Bu ikisi şimdi kendi ölçtükleri bir beklentinin ağırlığıyla geliyor; Elizabeth Strout da benzer biçimde. Onları okurken kıyaslama kaçınılmaz. Oysa Orhan'ı okurken kıyaslama mümkün değil — çünkü bu tür bir kitap daha önce orada değildi.
The Renovation şunu anlatıyor: İtalya'da yaşayan Türk göçmeni Dilara, babasına bakabilmek için dairesini yenilemeye karar verir. Banyo beklerken dairenin içinde bir Türk hapis hücresi belirir. Bu hücre somuttur, fizikseldir; bir metafor değil, bir gerçeklik. Dilara onu ne satabilir ne kaldırabilir. Etrafında yaşamaya çalışır.
O. Henry Ödüllü Türk-Amerikalı bir yazarın ilk romanında böyle bir premise olması birkaç şeyi aynı anda yapıyor: siyasi tarihi (1980 darbesi sonrası Türkiye işkence arşivleri akla geliyor, doğrudan söylenmese de) sürrealist bir aile hikâyesine gömiyor; göç, hafıza ve demans üçgeniyle kuşaklar arası bir yas anlatısı kuruyor. Ve bunu gerçekçilikle fantazinin sınırını bulanıklaştırarak yapıyor — o bulanıklık sayesinde okur kendine 'hücre gerçek mi' sorusunu sorabildiği sürece kitap tutuyor.
Listenin genel eğilimlerine bakarken öğrendiğim şu: Booker jürileri debüt romanlara nadiren ödül verir — son on yılda yalnızca bir kez, 2019'da Bernardine Evaristo'nun Girl, Woman, Other'ı kırık sayılabilir bu örüntüyü. Ödülün mekanizması, tanınmış adların yarattığı çekimle hareket eder; debütler uzun listeyle onurlandırılır, kısa listeyle nadiren buluşur, ödülle ise istisnai olarak.
Ama bu önizleme notunun asıl meselesi ödülü kimin alacağını tahmin etmek değil. The Renovation üzerine düşünmek istiyorum çünkü Türkiye'deki siyasi tarihin bir Türk-Amerikalı kalem tarafından İngilizce, bir dedektif gibi değil surrealist bir mekânsal gerçeklik gibi kurgulanması — İngilizce edebiyatta oldukça nadir bir ses. Bu sesin Booker listesine girmesi, ses kısımdan bağımsız olarak iyi bir haber.
Kısa liste 22 Eylül'de Southbank Centre'da açıklanacak. Kazanan ise 9 Kasım'da belli olacak. O tarihe kadar on üç roman okunur, tartışılır ve unutulur ya da yerleşir. Çoğunlukla bu ikisi ayrı şeyler; ödül her zaman kalıcıyla örtüşmez.
Şunu söyleyebilirim: The Renovation'ı listede görmek, Booker'ın bu yıl en azından bir tuhaf, yerinden edilmiş sesi barındırdığını gösteriyor. Kitapların çoğu tanıdık nedenlerle sevilir. Bu biri belki tanıdık olmayan bir nedenle okunmayı hak ediyor — dairesi içinde bir hapis hücresini taşıyan kadının ona ne söylediğini duymak için.