Yat & Denizcilik
Palma'nın Otuzuncu Yılında İki Zafer: Win Win ve Svea'nın Hikâyesi
Superyacht Cup Palma Richard Mille'nin 30. edisyonu, Mallorca sularında skor tablosunun ötesinde bir şeyi kanıtladı: doğru ekip, doğru tekne kadar değerlidir.

Haziran'ın son haftasında Palma de Mallorca'nın açıklarında rüzgâr kararsızdı — Tramontane mi çekecek, Llevant mı? Güverte ekipleri saat sabahın dördünden beri hava raporlarını tartışıyordu. Bu belirsizlik, otuz yıldır Superyacht Cup Palma'yı ilginç kılan şeyin tam özü: büyük tekneler, büyük bütçeler, ama sonuçta aynı değişken Akdeniz havası.
Bu yıl regata yalnızca bir yaş kutlaması değildi. Superyacht Cup Palma Richard Mille'nin 30. edisyonu, 24-27 Haziran 2026 tarihleri arasında yapıldı ve tabloya bakıldığında sonuç netti: Class A'da Win Win şampiyonluğunu aldı; J-Class sınıfında Svea, rakibi Rainbow'u iki puanlık farkla geride bıraktı. Ama bu sayıların arkasındaki anlam, sonuç tablosundan çok daha karmaşık.
Bir Ekibin Üç Zaferi
Win Win, 33 metrelik Baltic Yachts yapımı bir yelkenlidir. 2016 ve 2019'da aldığı şampiyonluklara bu yıl üçüncüsünü ekledi. Regata tarihinde böyle bir üçlük yalnızca bir teknede daha var: Rose. Bu, tekneyi anlamak için başlangıç noktası; ama asıl mesele değil. Skipper Will Glenn, şampiyonluk sonrası kısa bir cümleyle durumu özetledi: "Sırrımız aynı ekibin yıllarca dönüp gelmesi." Üç aksi rüzgâr gününde skor tablosunu temiz tutmak için gereken şeyin teknoloji olmadığını, ortak bellek olduğunu söylüyordu aslında.
Bu beni düşündürüyor. Büyük yarışlarda tekne geliştirme bütçeleri giderek şişiyor, yazılım analitiği güverte kararlarını yönlendiriyor; oysa Win Win, 2016'dan beri aynı gövdeyle, farklı sezonların öğrettiği kümülatif deneyimle yarışıyor. Farkı yaratan bu birikim. Denizcilikte bu tür kalıcı ortaklıklar, kısa vadeli performans optimizasyonundan çok daha güçlü çıkıyor — her zaman değil, ama çoğunlukla.
Svea ile Rainbow: Geçmiş Kalıbı Koşturmak
J-Class sınıfında işler bambaşka bir düzlemde cereyan etti. Svea ile Rainbow — bu iki tekneyi aynı piste koymak, denizciliğin 1930'lardan taşıdığı bir çatışmayı diriltmek gibi.
Svea, Hoek Design Naval Architects imzalı, 182 tonluk alüminyum gövdesiyle J-Class standartlarında göreceli hızlı bir yat. Bugünkü kurallar çerçevesinde inşa edilmiş, karbon fiber ana direği 53,8 metre yukarıya çıkıyor; 2024'te de aynı pistlerde galip gelmişti. Rainbow ise farklı bir anlam taşıyor: 1934'te orijinal olan J-Class Rainbow'un Dykstra Naval Architects tarafından tasarlanmış çağdaş bir yorumu. İki yıllık restorasyon tamamlandıktan sonra Palma'ya geldi; yeni donanım, yeni yelkenler, ama aynı 40 metrelik gövde oranları.
Üç günün ardından Svea toplamda 7 puanla Rainbow'un 9 puanının önünde bitti. Skor yakındı. Bazı yarışlarda Rainbow daha iyi çıkıyordu. J-Class'ta puan farkından çok fark ettiğim şey buydu: bu tekneler salt hız yarışından kopuk bir şeyi temsil ediyor. Tarihin donanımını aynı Akdeniz koşullarında tutmak, hesapla açıklanamaz bir şeyin — o yelken kültürünün — sürdüğünü göstermek için yapılıyor. Sonuç önemli, ama tek ölçü değil.
İlk Kez: Çok Gövdeli Sınıf
Bu yılın dikkat çeken bir ayrıntısı daha var: Superyacht Cup Palma tarihinde ilk kez bir Multihull Class açıldı. Sınıfı Highland Fling kazandı. Bu küçük bir istatistik gibi görünüyor, ama büyük süperyat regatasında çok gövdeli teknelere kapı aralanması, yat yarış kültüründeki dönüşümün semptomatik bir işareti. SailGP'nin foiling katamaranları ile J-Class'ın ağır deplasmanı arasındaki uçurum büyüyor; Palma bu yıl bir regatada her ikisine yer açmış oldu. Bunun uzun vadede yarış felsefesini nasıl şekillendireceğini izlemek gerekiyor.
Regata 27 Haziran'da kapandı. Sonuç tabloları temizlendi, tekneler marinaların bağlama yerlerine döndü. Ben Win Win'in omurgasındaki o birikim meselesini düşünmeye devam ediyorum. Otuz yıl boyunca aynı sular, farklı ekipler, farklı sonuçlar — ama bazı tekneler bu döngüde bir süreklilik inşa ediyor. Denizcilikte büyük olan bu değil mi zaten: her sezonu sıfırlamak değil, her sezonu bir öncekinin üstüne katmak.