Sanat & Kültür
Rothko Floransa'da: Bir Rengin Önceki Hayatı
Palazzo Strozzi'nin Rothko retrospektifi, ressamın 1950'deki Floransa ziyaretini ve Fra Angelico'nun manastır hücrelerinin Seagram Murals'ı nasıl şekillendirdiğini yeniden kurgular.

1950 ilkbaharı, Mark Rothko karısıyla birlikte Floransa'daydı. Convent of San Marco'nun koridorlarında ilerlerken hücre hücre Fra Angelico'nun freskolarıyla karşılaştı. Her hücre kendi başına bir sessizlik kutuydu; ressamın boyası, duvarın taşıyla o kadar iç içe geçmişti ki renk ile mekân arasındaki sınır erimiş gibiydi. Rothko o gün neler hissetti? Bunu tam olarak bilmiyoruz. Ama on yıl sonra, Seagram binası için ürettiği koyu kızıl ve kahverengi panelleri teslim etmeyi reddettiğinde — dönemin en pahalı restoranı için sipariş edilmiş işleri geri gönderirken — 'insanları yiyip içmekten alıkoyacak bir şey yaratmak istiyordum' demişti. Fra Angelico'nun hücreleri o şeyin denemesiydi.
Palazzo Strozzi'deki Rothko in Florence, 14 Mart'ta açıldı ve 23 Ağustos'a kadar sürecek. Oğlu Christopher Rothko ile küratör Elena Geuna'nın birlikte kurduğu bu retrospektif, babanın biyografisini değil çizgisini izliyor: MoMA, Tate, Centre Pompidou ve National Gallery of Art'tan gelen 70'i aşkın yapıtla kariyerin tamamı görünür kılınıyor. Ama serginin gerçek iddiası sanatçının Floransa'ya özgü bağını somutlaştırmak. Bunu da satır başlarıyla değil mekânla yapıyor: Palazzo Strozzi'deki ana gösterimden iki koldan yayılıyor. Museo di San Marco'da, Fra Angelico'nun freskolarının hâlâ beklediği manastır hücrelerinde beş Rothko tuvali durdu. Biblioteca Medicea Laurenziana'da Michelangelo'nun vestibülüne iki panel yerleştirildi.
Müze hücresinde Rothko yanında bekliyorsa, izleyicinin durumu nedir? Bu düzenleme rehberli bir tarih anlatısı değil, daha çok örtüşme teklifi. Fra Angelico rengi duvara işledi; Rothko tuvale. Ama ikisinin de ilgilendiği şey boyayı görünür kılmak değil, boyayı aracı olarak kullanıp o araçla bir yere ulaşmaktı — nereye, her izleyici kendi cevabını üretiyor. Bu yüzden Annunciation frescosunun karşısına konulan geç dönem bir Rothko paneli anlatmaz, karşılaştırmaz; sadece birlikte var olur.
Resmin piyasasını düşününce tablolar bambaşka bir şey söylüyor. Rothko son yıllarda müzayede salonlarının en güvenli limanlarından biri oldu; bir No. 7 tuvali için ödenen 82,5 milyon dolar, eserin sergilendiği her mekânı kendiyle yarışmak zorunda bırakıyor. Palazzo Strozzi, bu ağırlığı görmezden gelmek yerine ona meydan okuyor: metrekare başına fiyatı düşündüren değil, renk alanının içinde kaybolduğunuz bir kurgu kurmaya çalışıyor. Floransa'nın taş duvarları, dev müzayede salonlarının soyut beyaz kutularından farklı. Miras ile çağdaşlık burada biribirini eritiyor — çoğu zaman rahatsız edici bir yoğunlukta.
Sergi Seagram Murals'ı doğrudan içermiyor — o paneller Tate Modern'da kalıcı olarak asılı, bir kısmı Kawasaki City Museum of Art'ta. Ama Palazzo Strozzi'nin kurgusu onlara giden yolu çiziyor. Hücre boyutundaki erken dönem çalışmalardan orta döneme, oradan Seagram'ın reddine uzanan çizgi, Floransa ziyaretini bir öncül olarak okutuyor. Christopher Rothko'nun bu kurguya şahsen imza koyması, babanın söylemek istediklerini sonradan yorumlamak değil; bizzat belgelemek niyeti taşıyor. Bu iki şey aynı şey değil.
Ağustosun sonuna kadar vakit var. Ama zamanlamayı da hatırlatmak gerekiyor: Floransa yazın bir fırın. Palazzo Strozzi sabahın erken saatlerinde, kalabalık turist kafileleri şehri doldurmadan önce farklı bir deneyim sunuyor. Hücrelerdeki Rothko'nun önünde tek başınıza durmak için buna değer.
Bütün büyük retrospektifler bir yerden şüphe uyandırır: sanatçıyı anıtlaştırma iştahı, yapıtın izleyici üzerindeki etkisini önceden çerçeveler ve sınırlar. Palazzo Strozzi'nin avantajı, mekânların bu çerçeveyi kısmen kırması. Michelangelo'nun vestibülüne konulan Rothko paneli, duvarı yorumlamak için oraya gelmemiş; sadece aynı mekânda soluk almaya çalışıyor. Bazen bu yeterli.