VesantheStil, kültür ve iyi yaşam
DerlemelerBülten

Seyahat

Haritanın Kenarındaki Sonbahar

Bazı yerler var ki mevsimlerle değil, anılarla ziyaret edilir. Doğu Karadeniz'in unutulmuş bir vadisinde, sonbaharın son yaprakları dökülürken bir karşılaşma.

· Seyahat Editörü · · 2 dk okuma
Sisli bir vadide, taş bir köprünün üzerine düşen sonbahar yaprakları

Harita, bize yolları gösterir ama asıl yolculuğu anlatmaz. Doğu Karadeniz’in kıvrımlı kıyı şeridinden içeri doğru kıvrılan vadilerden birinde, adını kimsenin hatırlamadığı bir köye giden patikada, bunu bir kez daha düşündüm. Sonbaharın son günleriydi; yapraklar dökülmüş, toprak ıslak, hava sisli ve serindi. Yanımda eski bir defter, birkaç kalem ve bir termosta demlenmiş çay vardı. Rehber kitapların, seyahat uygulamalarının, hatta yerel tabelaların bile unuttuğu bir yere gidiyordum.

Unutulmuş Coğrafyanın İzinde

Buraya gelme sebebim, birkaç ay önce bir sahafta bulduğum, 1950’lerden kalma bir seyahatnamede geçen bir cümleydi: “Vadinin sonunda, taş köprüyü geçince, zaman durur.” O cümle zihnime bir kıymık gibi saplandı. Araştırdım, sordum, eski haritaları karıştırdım. Köy, baraj inşaatları ve göçlerle birlikte neredeyse tamamen boşalmıştı. Sadece birkaç yaşlı aile kalmıştı ve yolu, yaz aylarında bile ancak cip ya da traktörle geçilebilecek kadar bozuktu. Sonbaharda ise tamamen terk edilmiş olacağını biliyordum.

Patikayı yürürken, turizmin bu coğrafyayı nasıl es geçtiğini düşündüm. Doğu Karadeniz’in popüler yaylaları, butik otelleri, fotoğrafçı akınına uğrayan köyleri dururken, burası haritanın dışına itilmişti. Oysa onu değerli kılan, tam da bu unutulmuşluktu. Yavaş seyahat benim için acele etmemekten ibaret değil; kimsenin uğramadığı bir yere varıp adımlarını çevrenin temposuna bırakmak, kendi başına kalabilmek demek.

Turizmin öğütmediği, hatırlanmaya değer bulmadığı yerler, en derin karşılaşmaları saklar.

Efe Korol, Vesanthe Seyahat Editörü

Taş Köprü ve Zaman Duran Yer

İki saatlik yürüyüşün sonunda, sisin arasından taş köprü belirdi. Üzeri yosun tutmuş, kemerleri yorgun ama hâlâ dimdikti. Altından sığ bir dere akıyor, suyun sesi sisin içinde kayboluyordu. Köprünün öbür tarafında teraslanmış tarlaların izleri, yıkılmış ahşap evler, paslanmış bir traktör parçası duruyordu. İnsan sesi yoktu; yalnızca rüzgâr ve su. O an, seyahatnamenin ne demek istediğini anladım. Zaman durmuyordu elbette, ama burada varlığını başka türlü hissettiriyordu; geçmişle şimdi arasındaki sınır bulanıklaşıyordu.

Böyle anlarda, seyahat yazarlığının sorumluluğu ağırlaşır. Bir yeri yazmak, onu keşfedilmeye açmaktır; ama aynı zamanda onu korumak, kendi haline bırakmak da gerekir. Bu yüzden, köyün adını vermeyeceğim. Sadece hissettirdiklerini anlatacağım: Islak toprak kokusu, taşların soğuğu, çayın sıcaklığı ve yalnızlığın o tuhaf, katmanlı huzuru.

Geri Dönüş ve Deftere Düşen Notlar

Dönüş yolunda, defterime şunları yazdım: “Bu coğrafya, hâlâ yazılmamış bir kitap gibi. Her vadide, her terk edilmiş köyde, modern Türkiye’nin unuttuğu bir hikâye var. Seyahat yazarı olarak görevim, bu hikâyeleri tüketime açmadan, saygıyla belgelemek.” Sonbaharın son yaprakları dökülürken, bir yerin sadece görüntüsünü değil, ruhunu da taşıyarak ayrıldım.

Belki de seyahat, vardığınız yerden çok, dönüşte içinizde taşıdığınız yerdir. Haritanın kenarındaki bu sonbahar bana şunu hatırlattı: kimsenin gitmediği, adı tabelalardan silinmiş coğrafyalar, durup dinlemeyi göze alana en çok şeyi anlatıyor.

  • Doğu Karadeniz
  • yavaş seyahat
  • kayıp coğrafyalar
  • sonbahar