Sanat & Kültür
Tel Bir Dil Olunca: Ruth Asawa'nın İlk Avrupa Retrospektifi Ekim'de Beyeler'de
Fondation Beyeler, 18 Ekim'de Ruth Asawa'nın ilk kapsamlı Avrupa retrospektifini açıyor. Japon Amerikalı sanatçının tel örgü heykelleri, sanat ile zanaat arasındaki hiyerarşiyi otuz yıldan fazla önce aşındırdı — Peter Zumthor'un yeni uzantısının ilk büyük sergisi de bu.

Galeri belgelerine göre Ruth Asawa'nın tel heykellerini tanımlamak için en çok kullanılan kelime 'sihirli'. Bu kelime, onların hakkında söylenebilecek en az şeydir. Bakır ya da çelik teli bir ahşap tığ çevresinde döngü döngü işleyerek ortaya çıkan o asılı formlar — içi dolu, içi boş, iç içe geçmiş, neredeyse ağ gibi ama tam değil — aslında bir teknik karardır. Sanatçının Meksika'da yerel zanaatkârlardan öğrendiği, Toluca'ya özgü hasır örme yöntemini üç boyutlu soyutlamaya uygulamasıdır. Sihir değil, dikkat.
Fondation Beyeler'in 18 Ekim'de açacağı retrospektif — San Francisco MoMA ile New York MoMA'nın ortaklığıyla hazırlanmış, Asawa'nın ilk kapsamlı Avrupa sunumu — bu dikkati merkeze alıyor. Tel ve bronz heykeller, çizimler, baskılar, boyalar ve kamusal komisyonlardan oluşan geniş bir seçki; 24 Ocak 2027'ye dek Riehen/Basel'de görülebilecek.
Asawa'nın hikâyesi, Kuzey Karolina'daki Black Mountain College olmadan anlaşılmaz. Savaş yıllarında California'daki kamplarda tutulduktan sonra — ailesi 1942'de Santa Anita pist alanına, ardından Arkansas'taki Rohwer kampına nakledilmişti — Asawa öğretmenlik eğitimine başladı; fakat Japon kimliği nedeniyle okulu tamamlamasına izin verilmedi. Black Mountain bu noktada devreye girdi. Josef Albers, Merce Cunningham, Buckminster Fuller'ın öğrettiği bu deneysel kurumda Asawa ilk kez kendi pratiğini geliştirebildi. 'Josef Albers bana görmeyi öğretti' diyordu sonradan — bunu biyografik bir nezaket olarak değil, teknik bir tespit olarak anlamak gerekiyor: Albers'ın renk ve form çalışmaları, Asawa'ya materyalin kendisini ve ışığın onu nasıl değiştirdiğini izlemeyi öğretti.
Telden yapılmış bir heykeli düşünün: hem çizgi hem hacim, hem geçirgen hem kapalı. Formu var ama onun etrafındaki boşluk da formu. Işık ona çarptığında zeminde başka gölgeler düşüyor; etrafından dolaşıldığında yapıt değişiyor. Bu özellikler, 1950'lerin New York sanat dünyasının geometrik soyutlamasıyla da örtüşüyordu, ama Asawa'nın kaynağı farklıydı: Meksika'nın hasır örme geleneği. Bu fark, o dönemde görmezden gelindi. Sanat ya da zanaat — bu soruya dönemin kurumsal yanıtı, birinin diğerini dışladığı yönündeydi. Asawa ise her ikisini de yaptığı için ikisinin dışında tutuldu.
Sanat ya da zanaat — bu soruya dönemin kurumsal yanıtı, birinin diğerini dışladığı yönündeydi. Asawa her ikisini de yaptığı için ikisinin dışında tutuldu.
MoMA'nın geçen yıl açtığı büyük retrospektifin Avrupa ayağı olarak Fondation Beyeler'e gelmesi, kurumsal bir lojistik kararın ötesinde anlam taşıyor. Beyeler'in aynı dönemde Peter Zumthor'un tasarladığı yeni uzantısını devreye soracak olması — Riehen/Basel'deki müze kompleksinin genişlemesi yıllarca beklendi — ilk büyük serginin Asawa'ya ayrılmasını özellikle dikkat çekici yapıyor. Zumthor'un mimari diliyle (beton, sessizlik, materyalin kendisi) Asawa'nın tel heykellerinin diyaloğu kurumsal bir uyumun ötesinde görünüyor; ikisi de materyalin içkin kalitesine yaslanıyor, ona anlam yüklemiyor.
Asawa'nın yapıtları, koleksiyoner piyasasında uzun süre düşük değerlendi — 'sanat tarihi kanonu dışında' sayıldığı için. Son birkaç yılda bu tablo değişti; ama o değişimin kendisi de ayrı bir okuma gerektiriyor. Piyasanın keşfi ile kurumun gecikmeli tescili çoğu zaman aynı anda gerçekleşiyor ve birbirini meşrulaşıyor. Asawa'nın durumunda bu dinamiğin ne kadar doğru, ne kadar spekülatif çalıştığı, Ekim'de Beyeler'in duvarlarına asılacak yapıtların önünde, fiyat listesi olmadan da tartışılabilecek bir soru.
Sergi 18 Ekim 2026'da açılıyor, 24 Ocak 2027'ye dek görülebiliyor. Fondation Beyeler, Baselstrasse 101, Riehen/Basel.