Sanat & Kültür
Beş Parça, Bir Dil: Kind of Blue'nun Hâlâ Çözülmeyen Sorusu
Miles Davis'in 1959'da kaydettiği Kind of Blue, 66 yıldır caz tarihinin en çok satılan albümü. Neden başka bir şey onu geçemedi?

1959'da Columbia'nın New York stüdyosunda iki seans yapıldı: biri 2 Mart'ta, öteki 22 Nisan'da. Miles Davis, John Coltrane, Cannonball Adderley, Bill Evans, Paul Chambers ve Jimmy Cobb aynı odadaydı. Daha önce birlikte prova yapmamışlardı — Davis çoğu parçanın notlarını kayıt sabahı stüdyoya getirdi. Bu planlı bir kaos değil, bilinçli bir bırakmaktı: Davis, müzisyenlerin 'bildiği' şeyi çalmalarına izin vermeyecek bir çerçeve kuruyordu.
Akorlar Değil, Modlar
Bebop ve post-bop, hızla değişen akor dizileri üzerine kuruluydu — müzisyen bu değişimleri takip ederken doğaçlama yapardı. Davis bunu tersine çevirdi. Belirli bir modun, yani sınırlı bir nota kümesinin içinde kalarak doğaçlama yapmak bambaşka bir dinleme ve düşünme gerektiriyordu. Bu yaklaşım — modal caz — daha az kısıtlamayla değil, farklı türde bir kısıtlamayla çalışmaktı. Daha yavaş, daha dikkatli, daha çok dinleyerek. Bill Evans'ın açıkladığı gibi, parçalar 'olası notalardan değil, kaçınılması gereken notalardan' oluşuyordu.
Davis, stüdyoya ikinci seansin sabahı beş parçanın iskeletini getirdi. Müzisyenlerin önceden bilmediği parçaları kaydetmesini istedi. 'So What'ın girişini Bill Evans çaldı — Davis ona sadece ruh halini söylemişti.
Satış Rakamı Bir Yanıt Değil
Kind of Blue, bugüne kadar caz tarihinin en çok satılan albümü. Yılda yaklaşık 5.000 kopya satılıyor; 1959'dan bu yana toplamı milyonlarla ifade ediliyor. Bu bir başarı hikâyesi olmakla birlikte, bir muamma da: neden caz sevmeyenlerin bile aldığı albüm bu? Cevap muhtemelen albümün müzikal dilde yarattığı radikalizmin değil, duygusal erişilebilirliğinin içinde. Kind of Blue, caz için olağandışı biçimde uzun tutulan notalar, nefes alan boşluklar ve sükûnetle ilerleyen bir enstrümantal diyalog sunuyor. Giriş sertliği yok.
Coltrane'in Yolunun Başlangıcı
Kind of Blue aynı zamanda bir ayrılık belgesidir. John Coltrane bu albümden birkaç yıl sonra kendi grubunu kurdu ve 1964'te 'A Love Supreme'i kaydetti — modal cazın spiritüel boyuta taşınmasının en büyük ifadesi. Davis'in kurduğu dil, Coltrane'in elinde başka bir şeye dönüştü. Miles Davis'in tutumu pragmatikti: müzik ilerler, müzisyen de ilerler. Ama Kind of Blue'yu ne Davis ne de Coltrane bir daha tekrarlamadı. Tekrar etmeye de ihtiyaç duymadılar.
Plak Olarak Deneyim
Kind of Blue'nun vinil baskısını duymuş, ardından dijital platformda aynı albümü açmış biri iki farklı şey dinler. Bu bir kalite meselesi olduğu kadar bir dikkat meselesi: plak, tek tek parçalar arasında kurulan geçişlere sahip, B yüzünü çevirmek için kalkmanızı isteyen bir format. Albümün mantığı bu formatla örtüşüyor — kesintisiz bir akış değil, her parçanın kendi içinde tamamlandığı bir yapı. Dijital oturumda Kind of Blue'yu açık bırakıp başka bir sekmeye geçmek mümkün; plakla mümkün değil. Belki bu yüzden hâlâ vinil formattaki satışı yüksek.
Kind of Blue'nun beş parçasından hiçbiri diğerini taklit etmiyor. Her biri farklı bir modal alandan geliyor, farklı bir ruh haline kapı açıyor. Albüm bir bütün değil, bir konuşma.
Neden Hâlâ Bu Albüm?
1959'dan bu yana caz onlarca dönüşüm geçirdi — free jazz, fusion, nu-jazz, elektronik entegrasyonlar. Kind of Blue bunların hiçbirini öngörmüyordu ve hiçbirine doğru uzanmıyordu. Ama her birinin içinde Kind of Blue'nun izini bulmak mümkün. Bunun nedeni belki şu: Davis ve ekibi, o iki kayıt seansında müzikal bir teknik geliştirmedi. Bir dinleme biçimi geliştirdi. Ve dinleme biçimleri, tekniklerin ömründen uzun yaşıyor.