VesantheStil, kültür ve iyi yaşam
DerlemelerBülten

Sanat & Kültür

Ana Mendieta Tate Modern'de: Beden Nereye Gider

Tate Modern bu yaz Ana Mendieta'ya adanmış büyük bir retrospektif sunuyor. Mendieta'nın film, fotoğraf ve kurulum çalışmaları, kimlik ve doğa arasındaki ilişkiyi sınır koyarak değil iz bırakarak sorguluyor. Küba asıllı ABD'li sanatçı 1985'te öldü — eserleri, fiziksel devamsızlığının tam karşıtı bir süreklilikle çalışıyor.

· Sanat & Kültür Editörü · · 2 dk okuma
Ahşap zeminli küçük bir müze odası; beyaz duvarda tek bir büyük fotoğraf, önde boş bank, sıcak müze ışığı.

Mendieta'nın Silueta serisindeki çalışmaların bir kısmında beden görünmüyor. Toprağa kazılmış, yakılmış, suyla eritilmiş bir insan silüeti var — sanatçı çoktan ayrılmış, iz kalmış. Bu iz, izlenene bir soru bırakıyor: beden nereye gitti, ve beden gidince kim kalıyor? Tate Modern bu soruyu bu yaz İngiltere'de en geniş kapsamıyla sunuyor — Mendieta'nın video ve fotoğraf çalışmalarını, daha önce Birleşik Krallık'ta hiç gösterilmemiş kurulumlarını bir araya getiren retrospektif, sanatçının 1985'te ölümünün otuzuncu yıl dönümünden bu yana en büyük kurumsal gösterim.

Mendieta 1948'de Küba'da doğdu. Fidel Castro'nun devriminin ardından on iki yaşında başlayan siyasi bir program çerçevesinde ABD'ye gönderildi — çocukları 'kurtarmak' için komünist Küba'dan kaçırma olarak kurulan Operation Peter Pan'ın bir parçası olarak. Bu erken yerinden edilme onun tüm sanatının altyapısını oluşturuyor: toprağa ait olamamak, bedeni bir koordinat olarak kullanmak, doğada kendine yer açmak. Iowa çamurlarında ya da Küba kayalarında bıraktığı silüetler, coğrafi olmayan bir ev ararken izler gibi görünüyor.

İz ve Devamsızlık

Mendieta'nın çalışmalarını galeri duvarında görmek, her zaman tuhaf bir paradokstan geçmek anlamına geliyor. Sanatçı, eserin kalıcılığına karşı çıkıyordu — bedenin bıraktığı iz toprak tarafından silinecek, alev söndükten sonra kül dağılacak, dalga gelip kumun üzerindeki şekli bozacaktı. Ama fotoğraf ve film bunu durdurdu. Şimdi o geçicilik anları müze salonlarında asılı duruyor. Bu çelişkiyi Mendieta görmüştü ve ona rağmen üretimine devam etti — belki bu rağmenen devam ediş, en anlamlı estetik karar.

Carl Andre ile ilişkisi ve onun 1985'teki düşüşünden kısa süre sonra ölmesi, Mendieta'nın biyografisinde hâlâ tartışmalı. Tate'nin retrospektifi bu meseleyi ne kadar ve nasıl dahil ettiği, küratöryal bir tercih. Sanatçının ölüm koşullarını merkeze almak, eserlerini kapsamlı ele almayı imkânsız kılar — ama bu biyografik tartışmayı tamamen dışarıda bırakmak da dürüst değil. Sergi bu iki çizgi arasında nasıl bir yerde durduğunu sahnede gösteriyor.

Neden Şimdi

Yerinden edilme, beden ve kimlik üzerine çalışan Mendieta'nın güncel sanat tartışmalarıyla doğrudan konuşması tesadüf değil. Son on yılda bu kavramlar üzerine çalışan genç nesil, Mendieta'yı sıklıkla referans alıyor — ama çoğu zaman erişim kısıtlı. Büyük retrospektifler, hem eleştirmenlerin hem izleyicinin eserleri bütünlük içinde görebileceği nadir anlar. Tate, bu anı kuruyor.

Sergi Tate Modern'de devam ediyor. Özellikle Silueta ve Árbol de la Vida (Hayat Ağacı) serisini aynı alanda görmek, birinin diğerini nasıl tamamladığını — toprağın hem bedenin izi hem evi olduğunu — gösteriyor. İzlemek zorlaştırıcı, ama bu zorluk kasıtlı. Rahatlatmak için değil, rahatsız etmek için tasarlanmış sanat.

  • ana-mendieta
  • tate-modern
  • performans-sanati
  • kimlik
  • retrospektif