VesantheStil, kültür ve iyi yaşam
DerlemelerBülten

Sanat & Kültür

Matisse'in Son On Üç Yılı: Makası Tutan El

Grand Palais'nın devasa salonlarında Matisse'in 1941-1954 arasındaki dönemi, hastaneden çıkan bir sanatçının makasla keşfettiği yeni bir dili yeniden kuruyor.

· Sanat ve Kültür Editörü · · 2 dk okuma
Büyük bir Paris müzesi galerisinde sergilenen mavi ve kırmızı kesme-kâğıt kompozisyonlar

1941'de Matisse'in Lyon'da ameliyat masasına yatması — ince bağırsak kanseri, iki ameliyat, aylar süren iyileşme — hayatta kalışının önüne geçecek bir tablo gibi görünüyordu. Ama o, hastane yatağında yapamadığı boyamayı makasla yapmaya başladı. Boyalı kâğıtları makasla keserek kontur çizmek yerine doğrudan biçimi yarattı. Buna 'makas çizgiyle boyamak' dedi. Grand Palais, 26 Temmuz'da kapılarını kapayacak 'Matisse. 1941–1954' retrospektifiyle bu dönemi 300'den fazla yapıtla bir arada sunuyor; çok az serginin başardığı türden bir toplu okuma.

Serginin kurgusu kronolojik ama mekanik değil. Girişteki tablolar — 1941-1945 arası, savaş yıllarının kasvetli renkleriyle çelişen ışık denemeleri — Matisse'in henüz bedeniyle kavgalı olduğu ve yine de paletten vazgeçmediği dönemi kuruyor. Sonrasında geçiş başlıyor: kâğıt, boya, makas. Centre Pompidou'nun koleksiyonundan ve MoMA, Fondation Beyeler, Hammer Museum ile Fondation Barnes gibi kurumlardan gelen yapıtlar aynı anda bu dönüşümü bütün genişliğiyle görmemizi sağlıyor.

Nus Bleus'ün Aynı Salonda Olması

Serginin en yoğun odası 'Nus Bleus' serisini bir arada barındırıyor. Dört büyük formattaki mavi kesme-kâğıt figür — I, II, III, IV — nadiren aynı anda görülüyor; bu ölçekte ve bu sırayla hiç görmemişleri için o oda hâlâ şaşırtıcı. Neden şaşırtıcı? Çünkü kesme-kâğıt yöntemi baskı altında bir ikame gibi okunabilir; sanatçı boyayamaz hale gelince bir şeyler uydurmuş gibi. Ama 'Nus Bleus' onu çürütüyor. Bu figürler teknik bir uzlaşmanın değil, gerçek bir dilin ürünü. Sınırlar keskin değil, formun içinden geliyor.

Matisse 'makas çizgiyle boyamak' dediğinde bu bir mecaz değildi. Bedenine duyulan güvensizliğin, aleti değiştirerek yeni bir güvene döndüğü bir andı.

Sergide ayrıca 'Vence İç Mekânları' serisinin (1946-1948) birkaç tuvalini ve 'Jazz' albümünün (1947) orijinal maquette'ini görmek mümkün. 'Jazz', Matisse'in sanat kitabını yeniden düşündüğü dönem; metni de kendisi yazdı, el yazısıyla. Sergi baskı, tekstil, vitray camı da kapsıyor; bu, 'resim sanatçısı' tanımlamasının ne kadar dar olduğunu hatırlatıyor.

Küratör Claudine Grammont'un yaklaşımı dönemin tartışmalı noktalarına da giriyor: Matisse, bu yıllarda hem özgürleşiyor hem de ağırlıkla dini projelere yöneliyordu — Vence Şapeli bütünüyle onun tasarımı. Bu iç içe geçişi sergi biraz ayıklıyor; şapel projesi ayrı bir bölümde ele alınıyor ama kamusal-özel gerilim tartışmaya açık kalıyor.

26 Temmuz'dan sonra yapıtlar kurumlarına dağılacak, bu ölçekte bir toplu görme fırsatı öngörülemeyen bir tarihe ertelenecek. Grand Palais'nın kendi büyüklüğü de bu sergide bir etken: dev salonlar kesme-kâğıt yapıtların nefes aldığı mekânlar; küçük bir müze bu ölçeği kaldıramazdı. Matisse'in son on üç yılının sağlıkla değil, çalışmayla tanımlanması gerektiğini bu bağlamda bir kez daha düşünmek gerekiyor.

  • matisse
  • grand-palais
  • paris
  • gouaches-decoupees
  • retrospektif